Ziraat Bankası’nda Çalışmak İsterdim Diyenlere Gelsin: 2000 personel alınacak

Ziraat Bankası’nın Türkiye genelindeki şubelerine banko görevlisi (1000 kişi) ve servis görevlisi (1000 kişi) alınmasına ilişkin ilan metinlerinin linki aşağıda verilmiştir. Düşünenlere:

http://www.ziraat.com.tr/tr/Bankamiz/InsanKaynaklari/Documents/BANKO-GOREVLISI-ISE-ALIM-KOSULLARI.pdf

http://www.ziraat.com.tr/tr/Bankamiz/InsanKaynaklari/Documents/SERVIS-GOREVLISI-ISE-ALIM-KOSULLARI.pdf

En Başarısız Öngörüler…

Pazarlama dünyasının geleceğine yönelik yapılan dahiyane tahminler olmuştur. İşte onlardan bazıları:

  1. Digital Equipment Kurucusu Ken Olson (1977): İnsanların evlerinde bilgisayar bulunması da ne demek. Bence hiç kimsenin evine bilgisayar sokmak için herhangi bir geçerli nedeni olamaz
  2. Samuel Johnson (1759): Reklamcılık endüstrisi en iyi konuma ulaşmıştır, dolayısıyla bundan daha iyi olabilmesi için geliştirilmesi çok zordur
  3. ABD Patent Enstitüsü Başkanı Charles H. Duell (1899): Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.
  4. Rutherford B. Hayes - ABD Başkanı (1876): Çok güzel bir buluşa benziyor ama Tanrı aşkına bunu kim, niye kullanmak istesin ki? (İcat edilen telefonu gördüğünde söylediği söz)
  5. Banka Müdürü , ABD (1903): Atlar her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir (Henry Ford’un kredi talebine cevabı)
  6. Alman İmparatoru II. Wilhelm(1905): Bu mücadeleden atın galip çıkacağına inanıyorum. Otomobil sadece gelip geçici bir heves olacaktır
  7. Daryik F. Zanuck, Twentieth Century Fox (1944): Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler
  8. Mareşal Ferdinand Foch – Fransız Askeri Stratejisti (1911): Uçaklar son derece ilginç oyuncaklar. Ama askeri açıdan beş para etmezler
  9. Thomas Watson, IBM Başkanı (1941): Tüm dünyada 5 kişilik bir bilgisayar piyasası olacak (Yalnızca 5 kişi bilgisayar alabilir demek istemiş)

(Ülkemizdeki) İlk Karşılaştırmalı Reklamı Kim Yapacak?

28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe girecek yasa ile, aynı işi yapan rakip firmalar karşılaştırmalı reklam yapabilecekler. Mesela, resimde görünen reklam afişinde Burger King’in reklamı “McDonalds” karakteri kullanılarak yapılıyor. Daha önceki uygulamalara bakıldığında; genelde pazarda ikinci ya da üçüncü sırada yer alan firmaların karşılaştırmalı reklama daha sık yöneldikleri bilinmekte. Bu açıdan değerlendirildiğinde Turkcell’in Vodafone ya da Avea’yı dahil ettiği; Efes Pilsen’in Tuborg’u hedefleyen ya da Arçelik’in Vestel’in eksikliklerini yansıtan reklamlarının “İlk Uygulamalar” olmayacağını düşünüyorum doğrusu. İlk sataşmaları ikinci ve üçüncüler yapacak ve bu sataşmaya birincilerden (gerekirse) yanıt gelecek gibi görünüyor. Reklamda kendi markanızın üstünlüğünü rakip marka ya da markalarla karşılaştırarak sunmak akıllıca mı? Mazlumun yanında olan, iki takımı da bilmediği bir karşılaşmada yenilen takımı destekleyen insanlar, sataşılan markalara sahip çıkabilir mi? Yani yapılan reklamda, aşağılanan markanın reklamı bilmeden yapılabilir mi? Ve son soru: İlk karşılaştırmalı reklamı kim yapacak sizce? 

Avrupa’da Geçinebilir miyim Diye Düşünenlere…

Erasmus Programlarıyla Avrupa’daki şehirlere gidecek, ya da lisansüstü burslarla ABD, İngiltere, Avustralya veya Japonya’ya gitmeyi düşünen öğrencilerin kafasında şu sorular vardır? Viyana pahalı mı? ABD’nin hangi eyaletinde daha rahat geçinebilirim? Sigara alabilecek miyim? Dışarıda paniklemeden yemek yiyebilecek miyim? Aylık hibem ve ailemin yolladığı para bana yetecek mi?

www.numbeo.com ‘a girin; gitmeyi düşündüğünüz ülke ve şehri seçin, sütten patatese, ekmek ve şişe sudan içkilere kadar, konut kira bedellerinden taksi ücretleri ve otobüs bilet fiyatlarına kadar pek çok yaşam bedelinin fiyatlarını görün ve kararınızı verin.

Geçtiğimiz günlerde Economist tarafından yayınlanan dünyanın en pahalı şehirlerine ilişkin raporu okuduğumda bu yazıyı yazmaya karar verdim. Listesinin başında olan Tokyo’da bir ekmek 19,9 TL (yanlış okumadınız, yaklaşık 20 TL/1kg), Sidney’de bir paket sigara 34 TL, Oslo’da bir litre benzin 5,76 TL’dir.

Kuşkusuz, tek kriter “ucuz ülke-şehir bulma” değil ama bu kriteri en önde tutanlara hangi ülke-şehre gitmeyi önerirsiniz?

Türklerin Damak Tadı Dünyaya Açılırsa…

Küreselleşme ve uluslararası pazarlara açılma öncesinde sadece bizim bildiğimiz lezzetler artık yavaş yavaş dünyaya açılıyor. Kahve Dünyası, Simit Sarayı ve diğer örnekler…
Arda Turan’ın reklam yüzü olduğu Simit Sarayı’nın yurt dışında Almanya, Belçika, Hollanda, Kıbrıs, Kuveyt, Mısır, Arabistan da şubeleri bulunmaktadır. Ayrıca Çin, Hindistan, İspanya, Yunanistan ve Amerika da şube açmayı planlamaktadır. Küresel bir başarı için büyük ülkelerde de yer almalıdır. Simit sarayının yurt dışındaki en işlek şubesi Suudi Arabistan’daki Mekke şubesidir. Yurt içindeki en işlek şubeler ise İstanbul da havaalanları, Taksim, Kadıköy, Mecidiyeköy’deki şubelerdir. Simidin Türk kültüründeki yerine geldiğimizde ise simit bizim ilk fast foodumuzdur. Bilinen bir gerçekte Osmanlı padişahlarının ramazanlarda iftarda verilen yemekten sonra yollarda saf tutan askerlere simit hediye ettikleridir. Buradan simidin padişah hediyesi sayılacak kadar ‘değerli’ ve bir bakıma ‘saraylı’ olduğu yorumu yapılıyor. Ayrıca Anadolu insanının kişiliğini yansıtan bir ürün, hoşgörüyü, fedakârlığı ve paylaşımı simgeliyor.
Simit Sarayı gibi dünyaya açılacak lezzetlerimiz neler olabilir?

Didi’yi Nasıl Bilirsiniz?

“Büyük Türkiye’nin Büyük Soğuk Çayı Didi” sloganıyla piyasaya giren Çaykur’un Didi’sinde vurgu büyük olduğudur, bu yüzden ürünün ismi Didi ‘dir. Çıkış noktası ilk yerli ve milli soğuk çaydır. Didi Lazca ve Gürcüce dillerinde büyük anlamına gelir. Hedef kitlesi, orta ve alt düzeyde gelire sahip 16-34 yaş arası tüketicilerdir. Lansman sürecinde kısıtlı miktarda dağıtımı gerçekleştirilen Didi’de amaç, ürüne merak uyandırmak ve çok satıldı imajını yaratmaktı. Lays’ın teyzesi ve Didi’nin teyzesi de (Konya’lı kendisi),  yöresel kültür değerlerinin üzerine kurulmuş halktan biri imajı verilmiştir. Böylece metropol içeceği-yiyeceği algısını yıkıp, yerli malı içeceği-yiyeceği algısı yaratmaktır.

Sizce Didi, No1, Nubi, Paraf isimleri doğru isimler midir? Sizce Didi başarılı olacak mı uzun vadede?

Tüylü Kısa Mahmut

Reklamda özel isim kullanılması hep tartışılmış, reklamda özel ismin kullanılmasının bazılarını tedirgin edebileceği dile getirilmiştir. Son Finansbank reklamında adı geçen “tüylü kısa mahmut” bitkisi, esnaflara yönelik bir mesaj iletmek için seçilmiştir kuşkusuz. Peki ismi Mahmut olan bir kimse Finansbank’tan kredi kullanmayı düşünebilir mi? Kendisiyle hem “tüylü” hem de “kısa” diye dalga geçer gibi bir bitkiyi reklamında kullanan bir firmaya karşı ne hisseder? Buna benzer geçmişte de özel isim kullanımları olmuş ve kimileri tepki çekmişti. Peki reklamlarda daha önce kullanılan özel isimlerden hatırlayabildiğiniz var mı?
Reklam filmini izlemek isteyenler:
http://www.youtube.com/watch?v=ab3_Rgm6IjA

NEDİR BU COURSERA?

Coursera, uluslararası online bir eğitim programıdır ve eğitimde yenilik olarak değerlendirilmektedir. Coursera dünyanın en iyi üniversiteleri ve kuruluşları ile ortaklaşa yürüttükleri ücretsiz ve herkese açık online kurslar düzenlenmekte ve tartışma grupları oluşturularak klasik derslerden daha interaktif bir ders ortamı sunulmaktadır. M.I.T, Harward, Standford ve Yale gibi dünyanın seçkin üniversiteleri bu sistem içerisinde yer almaktadır.  Tabi ki dersler dünyaca ünlü hocalar tarafından verilmektedir. Farklı dillere de çevirisi yapılan derslerden birkaçı Türkiye’den Koç üniversitesi ile yapılan iş birliğiyle artık Türkçe altyazılı olarak da izlenebilmektedir. Bilişim ve yazılım, mühendislik, ekonomi, finans, fen bilimleri, beşeri bilimler, hukuk, tıp ve daha birçok kategoride dersler verilmektedir. Derslerde öğrencilere ödevler verilerek ve sınavlar yapılarak öğrencilerin başarıları değerlendirilebilmektedir. Böylece Coursera ile uluslararası geçerliliğe sahip diploma sahibi olmak mümkündür. www.coursera.com adresinden devam eden ve bitmiş derslere ulaşılabilir.

Geri Zekalı Almasaydın!

İstanbul’da, reklamlardan duyduğu piyasa fiyatı 1500 lira olan akıllı telefonu 229 liraya almak isteyen Mustafa Çankaya, telefonla sipariş verdi. Kargoyla gönderilen paketten markasız, modelsiz, seri numarası olmayan sahte bir telefon çıktı. Çankaya, firmanın adresi ve bilgileri olmadığı için de herhangi bir hak iddiasında bulunamıyor.
Radyo kanalıyla aldığı telefon yüzünden mağdur olan Mustafa Çankaya, kendisine akıllı telefon adı altında ne olduğu belli olmayan bir telefon gönderildiğini söyledi. Çankaya, “Telefon hiçbir şekilde açılmıyor. 2 yıl garantili dediler içerisinden çıkan garanti belgesine benzemiyor. 100 TL değerinde hediye kontör yollamışlar yetkili GSM kuruluşlarına gittiğimde ‘bunun aslı yok’ denildi. 229 TL tutarında bir para ödedim ancak yollanan telefon hiçbir şeye benzemiyor.” ifadelerini kullandı.
Yollanan telefonu gördüğünde şaşkınlık yaşadığını ve başka bir telefon yollanması için yetkili bayiyi tekrardan aradığını belirten Çankaya, şunları kaydetti: “Aradığımda beni 48 dakika hatta beklettiler ve telefona çıkan bayan bana ‘geri zekalı almasaydın!’ diyerek telefonu suratıma kapattı ve bir daha ulaşamadım. Kargoyu getiren firma kurumsal şirket olduğundan dolayı bilgi vermedi. Aracı kurye firmasının adresi yanlış ve ulaşılamıyor. Böyle bir firma yok ben ilanı radyo kanalında duydum ve günde en az 100 defa bu reklamı veriyor ve insanlar buna inanarak mağdur oluyorlar.”
Medya kanallarında asrın kampanyası, 2 yıl garantili ve 100 TL kontör hediyeli diye reklamlar verildiğini söyleyen Çankaya, “Telefon geldiğinde hurda yığınıyla karşılaştım. Telefon hiçbir şekilde çalışmıyor, kapağı açılmıyor, şarj aleti bozuk ve telefona ait IMEI numarası da yok. Şu an yapılan resmen dolandırıcılık ve bu medya aracılığıyla yapılıyor.” diye konuştu.
Arkadaşlar sizce bu konuda yasal düzenleme yapılması için ne kadar kişinin daha bu tuzağa düşmesi bekleniyor?

Para kazanma hırsıyla bu tür firmalara yer veren TV ve Radyo Kanallarının yaptıkları kendi gelecekleri için normal mi?

Kimdir Bu Ali Taran?

Çakar çakmaz çakan çakmak Tokai, Önce hüplet, sonra gümlet Caprisun, Ali Desiderolu Derby, Fatih Terimli Tadelle, Dıh dıh dıh, eyi günler Yapı Kredi, En güzel boya, en güzel kırmızı Filli Boya, Cem Yılmaz’la birlikte imza attığı Türk Telekom reklamları, Tamamen duygusal-Telsim, Banu Alkanlı İxir, Aganigi Naganigili Fındık, Artık çok oluyoruz-Mavi Jeans ve Cem Uzan ve Genç Arko traş kolonyası da onun projesidir. Kolonyayı başka bir şişenin içine koyup, ona da tıraş kolonyası der ve Arko traş kolonyası markasını çıkarır. Partiyi bir ürün gibi pazarlayarak %7,25 oy almasını sağlamış. Kendisi için sektörde “dahi-paragöz-geçimsiz-yaratıcı” gibi tanımlamalar yapılıyor.

1952 yılında Lüleburgaz’da doğan Ali Taran, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümündeki öğrenimini yarıda bıraktı. 1970 yılında reklamcılığa başladı. Pek çok ajansta (Göreme Reklam, Taran Reklam, Erta Reklam, Tivi Reklam, Delta Ajans, Ajans Ada, Cenajans, Link Ajans, Pars McCann, Birleşik Reklamcılar, Merkez Ajans ve Ali Taran Creative Workshop) metin yazarı ve kreatif direktör olarak çalıştı. Ali Taran kitap okumuyor, film izlemiyor, sinemaya tiyatroya konsere gitmiyor hatta müzik dinlemiyor.

Bu adam yanlış, bu adam kötü bir örnekse; nasıl oluyor da hazırladığı reklamlar “gelmiş geçmiş en başarılı reklamlar” listesinde oluyor?

Hayatında minibüse binmemiş, semt pazarına uğramamış veya maddi sıkıntı yaşamamış “Reklam Ajansı” sahipleri, B,C1, C2, D, E tipi müşterilerin dilinden anlar mı? Başarısız reklam projelerinin altında acaba bu entelektüel reklamcılar mı var?